Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 3°
TÜRKİSTAN MİLLİ İSTİKLAL HAREKETİ KORBAŞILAR-Ali BADEMCİ*

Tanrı, Türkistan’ı Türkler için yaratmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un naklettiği, Türklerle ilgili meşhur hadis-i kudside Maşrık (Şark-Doğu) deyimiyle Türkistan ifade edilmektedir. Türkistan sadece Türklüğün değil, aynı zamanda İslamiyet’in de yurdudur. 9. asırda Arapların idaresizliği sebebiyle, Maide Suresi 54. ve Tevbe Suresi 39. ayetlerindeki Tanrı buyruğu, adeta tecelli edercesine İslamiyet, Türklüğün güçlü ve layık ellerine, Türkistan’da tevdi edilmiştir. Bu sebeple, Buhari, Tirmizi, Biruni, İbni Sina, Ahmed Yesevi, Uluğ Bey, Babür, Nevai, Nakşibendi, Merginani, Hoca Ahrar, Timur, Şahruh, Hüseyin Baykara, Ali Kuşçu, İbni Hasan gibi Türkistanlı alimlerin, devlet adamlarının, ilahiyatçıların önderliğinde, Türk-İslam Medeniyeti, Türkistan’da altın çağını yaşamıştır.
Her bakımdan, bugünkü dünyanın ihtiyaç duyduğu bakir kaynakların en büyük kısmına zengin rezervler halinde sahip bulunan Türkistan, en kötümser araştırmaların verdiği bilgiye göre, bugün dertli sinesinde 50.000.000’u aşkın Müslüman-Türk’ü barındırmaktadır. Fakat Türkistan, “hürriyet asrı” adı verilen 20. yüzyıla, müstemleke olarak girmiştir; ve bu sömürü hayatı el’an da devam etmektedir. Türkistan’ın Mehmet Akif’i, Şair Çolpan’ın:
Külgen başkalardır,
Yığlagan menem.
Oynağan başkalardır,
İnleğen menem.
Erk erteklerini işitken başka,
Kulluk koşuğun tinleğen menem.
Erkin başkalardır, kamalğan menem.
Hayvan katarında sanalğan menem.
Mısralarda, daha 19. asrın başında, Türkistan’a başlayan Rus istilaları neticesinde, bugün, Batı Türkistan’ın Sovyet Rusya, Doğu Türkistan’ın Çin Halk Cumhuriyeti gibi dünyanın dört bucağında “bağımsızlık şampiyonluğu” yapan iki dev kızıl emperyalizmin kirli çizmeleri altında müstemleke olan Türkistan’da, Türklüğün yürekler acısı durumu dile getirilmektedir.
Türkistan Türklüğü, bizim Türkiye’de sanıldığı gibi, Rus ve Çin emperyalizmine öyle kolay kolay boyun eğmemiştir. Belki, dünyada daha başka bir milletin dayanamayacağı, 100-150 yıllık korkunç bir mücadele ile teknolojinin modern silahları ve hür dünyanın ilgisizliğine boyun eğerek, emperyalizmin zincirlerine bağlanmıştır. Dünyanın gözleri önünde cereyan eden ve devam etmekte olan bu korkunç mücadelelerin, sadece Ruslarla ilgili Batı Türkistan’a ait 150 yıllık kısa bilançosu şöyledir:
(1754-1757) arasında 23 yıl süreli Başkurd İsyanları,
(1774-1777) arasında 3 yıl süreli Salavat İsyanları,
(1818-1838) arasında 20 yıl süreli Bükey Orda Kaybak Sultan ve İset Batır İsyanları,
(1820-1847) arasında 27 yıl süren Kine Sarı Sultan İsyanları,
(1851-1857) arasında 6 yıl süreli Can Hoca Batır İsyanları,
(1840-1850) arasında 10 yıl süreli Semerkant ve Buhara İsyanları,
(1860-1863) arasında 3 yıl süreli Mankışla İsyanları,
(1873-1876) Türkmen ve Özbek İsyanları,
(1873-1876) arasında yine 3 yıl süreli Abtavacı Abdurrahman Bek İsyanı,
(1876-1877) arasında 1 yıl süreli Pulat Han İsyanı,
(1878-1894) arasında 16 yıl süreli Yetim Han-Derviş Han-Şakir Can İsyanları,   
(1892-1893) arasında 1 yıl süreli Taşkent İsyanları,
(1891-1892) arasında yine 1 yıl süreli Ezler İşan İsyanı,
(1898-1899) arasında 1 yıl süreli Dükçü İşan İsyanı,
(1905-1906) Muhtelif Ayaklanmalar,
(1916-1917) Umum Halk Ayaklanması ve
(1917-1934) arasında tam 17 yıl süreli Basmacılar Milli İstiklal Hareketleri ile günümüze kadar devam eden, bitmeyen mücadele…
Bu muazzam mücadeleler ve akan kanlar, Türkistan’ın, istiklalini korumaya ve kurtarmaya yetmemiştir. Ama, şartlar ne olursa olsun Türkistan bir gün kurtulacaktır. Tevfik Fikret’in dediği gibi;                                                                                   
Zulmün, topu var, güllesi var, kelesi varsa,                                                                Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır,
Göz yumma güneşten, nuru ne kadar kararsa,
Sönmez her ebedi gecenin, bir gündüzü vardır.
Mısralarıyla ifade ettiği gibi, Kızıl Rusya ve Çin’in; topuna, tüfeğine, atomuna, zulmüne ve terörüne rağmen Türkistan bir gün hür olacaktır. Eğer uğrunda dökülen kanlar yetmemişse, kan verecek, yiğit ülkücüler çıkacaktır.

Tarih 10 Mart 1970… “Osmanlılar, Ruslar’ın Asya siyaseti ve Türkistan” başlıklı bir makale hazırlıyorum. Adana’ya henüz yeni gelmiştim. Aynı gün, Belediye hoparlörlerinden şu haber veriliyordu: “Türkistan Milli Mücahidi Şir Mehmed Bek vefat etmiştir. Cenazesi bugün saat…. Evinden alınarak Asri Mezarlığa defnedilecektir. Dost ve akrabaları ile hemşehrilerine duyurulur, …” Evet Şir Mehmed Bek… Türkistan Türklüğünün, 20. asırda. Çarlık idaresine karşı son, Bolşevikler’e karşı ilk ve en büyük isyan hareketinin Kör Şirmed namlı kahramanı.. Kalktım. Doğruca, M. M. G. Cemiyetine gittim ve tören programını aldım. Ve, bu şanlı gaziyi, hemşerileri, dostları, sevenleri omuzlarında; çok güzide ve muhteşem bir konvoyla, ebedi istirahatgahına tevdi ettik…
Sözünü ettiğim incelemeyi bir daha elime almadım. Tamamlanmak üzereydi; fakat, epey emek sarf ettiğim halde neşretmedim. Aradan 4 yıla yakın bir zaman geçti. 10 Aralık 1973 gecesi. Adana Türkistanlılar Yardımlaşma Derneği’nin tertip ettiği, Muhtariyet Günü’ne katılma fırsatını buldum. Bu gecede birçok Türkistanlı genç konuştu; mücahitler hatıralarını anlattı; milli oyunlar oynandı; sevinildi, coşuldu, gözyaşları akıtıldı; vatandan (Türkistan’dan) getirilen bir avuç toprak hasretle öpüldü, öpüldü… Hıçkırıklarla feryat edildi… Bu pek acıklı manzaraydı ve 20. asırda, bir milletin vatanından kovuluşunu sahneliyordu. O zaman, Bizim Anadolu Gazetesi’nin bir mensubu olarak, mücahitlerle bir röportaj yapmak isteğimi dernek yetkililerine arz ettim; memnun oldular ve hemen yardıma başladılar. Böylece, başta Şirmed Bek’in kardeşi ve milli mücadele sırasında vekili Nur Muhammed Bek ve birçok yakınlarını tanıdım. Aynı zamanda, Türkistan’da Enver Paşa’nın ilk umumi katibi Nafiz Türker’i (Mirza Pirnefes) tanıma mutluluğuna erdim. 27 Mayıs 1975 günü, aramızdan ebediyen ayrılan bu zat gerçekten kültürlü ve mümtaz bir şahsiyetti.
Mücahitlerle röportaj yapmak ve böylece bir neticeye ulaşmak imkan harici idi. Çünkü, hepsi dopdoluydu ve birer canlı tarihti. Ve bu canlı tarihler 3-5 yıl sonra, diğerleri gibi göçecekti… Bunun üzerine, hatıralarını yazarak bana vermelerini rica ettim. Kırmadılar. Bana ilk ulaşan hatıralar: Şirmed Bek’e ait biri neşredilmiş, ikisi neşredilmemiş 3 hatırat, Kırgız Mücahid Canıbek’e ait geniş bir hatıra nakli; Hokand ve Mergilan mücahidleri kumandanları Ergeş Korbaşı ve M. Emin Bek’e ait birer biyografi; Türkistan’da Osmanlı zabitlerinin faaliyetlerine dair geniş bir hatırat idi. Bir taraftan da Nur Mehmed Bek’in hatıralarını bizzat yazmağa başladım. Bu iş bir ay kadar sürdü; çünkü, Nur Mehmed çok yaşlanmıştı, heyecanlanıyordu, ara-sıra hafızasını bile kaybediyordu. Diğer yandan, gazete için, mücahidlere vaadim sebebiyle bir tefrika meydana getirmeye çalışıyordum. Epeyce doküman birikmişti. Fakat, bu eserler teker teker neşredilemezdi. Karışıktı. Olayların anlatımında kronolojik sıra yoktu. Velhasıl, hatıra türünde yazılmış her eserin taşıdığı mahzurlar vardı. Üstelik, kontrolü de imkansızdı. Çünkü, Basmacılar, muazzam bir milli hareket olmasına rağmen, bilhassa Türkiye’de az işlenmişti. Yabancı neşriyat için de aynı şey söylenebilir. Nitekim, Türkistan’ın yakın tarihi konusunda cidden sağlam araştırmaları bulunan, sayın hocamız Dr. Baymirza Hayit de aynı şeyi söylüyordu. (Bk. Türkistan Rusya İle Çin Arasında, s. 293/52 veya “Türkistan’da Basmacılık”, Yeni Türkistan, sayı:8, s. 11) Kaynakların kifayetsizliğinden herkes şikayetçiydi. Umumiyetle Sovyet kaynaklarına dayanılıyordu veya yazarın şahsi müşahadelerine (Zeki Velidi Beğ gibi). Her şeye rağmen mücahidlerin ağzından, hareketin tarihinin yazılması denenmemişti; belki ilk olarak buna biz teşebbüs ediyorduk… Netice, böyle gelişti ve adeta “Basmacılar’a göre Basmacılık” noktasından hareketle, “1917-1934 Türkistan Milli Kurtuluş Hareketi-Korbaşılar” başlıklı bir seri yazıyı, 9 Mayıs 1974 gününden itibaren, Bizim Anadolu Gazetesi’nde neşre başladık.
Bu arada çalışmalara da devam ediyorduk. Mücahitler çok memnundu. Çünkü, söylediklerine göre, ilk olarak, kendileriyle hemşerileri olmayan birisi ilgileniyordu. Hemen hemen günümüzün tamamı Adana-Karşıyaka’da ikamet etmekte bulunan Basmacı veya Basmacı çocuğu Özbekler arasında geçiyordu. Böylece, bu çilekeş insanları daha yakından tanımaya gayret ediyordum. Bu arada, hayatta son Basmacı yetkilisi, Nur Mehmed Bey’in, kışın yarım metre kadar sular altında kalan evinde, eski yazı küflenmiş bir defter bulduk. Nur Mehmed Bey: “Bu bizim sicillerimizi ihtiva ediyor. Afganistan’da toparlamıştık. İyi ki bulduk, çok işimize yarayacak.” dedi. Defteri tercüme ettirdik. Gerçekten kıymetliydi. Mücahitlerin künyelerini, hareketin teşkilat yapısını, muharebe yerlerini ve karşılıklı telefat durumunu, vs. ihtiva ediyordu.
Tam bu sırada, Tarsus’ta ikamet etmekte bulunan, Nafiz Türker Bey’den bir mektup aldım: Acele olarak çağırıyordu. Gittim. Bir müddet sohbetten sonra, tefrika hususunda tenkitlerini bildirdi. Memnuniyetimi beyan ettim. Bunun üzerine, bir mahalli gazetede, 2 yıl müddetle neşredilmiş 450 sayfa kadar tutan hatıralarını bana verdi. Bu arada, bir ay kadar Tarsus’a gidip gelmek suretiyle, hatıralarında unuttuğu kısımları yeniden yazdık. Sonra, en mühimi, Enver Paşa’nın Şarki Buhara Harekatı’na ait harb muhaberatını temin eden 238 parça neşredilmemiş mektuplarla, birçok harita-kroki ve resimleri, bana emanet etti. Bu vesikalar bir hazineydi ve Enver Paşa’nın Türkistan mücadelesini aydınlatacak, hissiyattan kurtaracak yegane belgelerdi…
Biz, tekrar çalışmaya koyularak, hatırat ve vesikaların tasnifi ile karşılaştırılması neticesinde 20 kadar dosya meydana getirdik. Bu arada, bu konuda Türkiye’de neşredilmiş, direkt ve endirekt kaynakların da tamamı gözden geçirildi. Ve, o günden bugüne, elinizdeki eder 1. Cild olarak meydana geldi…
Kitabın adı hususunda da bazı açıklamalarda bulunmak isterim:
1917-1934 yılları arasında, önce Fergana’da başlayan; sonra Buhara, Semerkant, Zerafşan ve Hive’ye kadar yayılan ve kısa fasılalarla 1934 yılına kadar devam eden Rus emperyalizmi aleyhtarı isyan hareketlerine; bugün, Türkistan’da 200 yıllık emperyalist maziye sahip Sovyet Ruslar, “Basmacı-Basmaçı” adını vermişlerdir. 6 yıl, iki kıta üzerinde kurulu dev Rus İmparatorluğu idarecilerine korkulu günler yaşatan, bir 10 yıl da ciddi endişelerden kurtulamamalarına sebep olan ve hala izleri hafızalardan silinemeyen maruf hareketin tafsilatlı serencamına geçmeden, şu “Basmacı” lafzı üzerinde biraz durmak istiyorum.
“Basmacılar İsyanı” hakkında, yarım asırlık ömrü aşan komünizmin emrindeki Sovyet tarihçileri çok şey yazmışlardır. Sovyetlere cevap mahiyetinde, Rusya dışında da kıymetli bildiriler neşredilmiştir. Sovyet kaynaklarının tamamı, “Basmacı” deyimi ve manası etrafında birleşmektedir. “Basmacı” basmak fiilinden “Baskıncı-haydut” demektir. Diğer bir deyimle veya orijinal anlamı ile “Basmacı”, “Baskın yapan” olarak da ifade edilebilir. Esasen, bu “Basmacı” deyimi, Sovyet yöneticilerinin kendi idare ve sömürülerine karşı hareketleri ifade etmek üzere icat ettikleri bir deyim değildir. Türkistan’a Rus istilalarının başladığı daha 19. asır başından itibaren Çarlık Rusya’sına karşı meydana gelen milli mukavemet hareketlerine, Rus idaresi, “Basmaçı” gözüyle bakıyordu. Fakat, bu kelimeyi Sovyet idarecilerinin meşhur ettikleri ve dünya çapında bir deyim haline getirdikleri de inkar edilmemelidir.
İşte, bu noktadan hareketle, zaten Çarlığın emperyalist ve istilacı politikasında hiçbir değişiklik yapmadığı daha 50 yıl önce ispat edilmiş bulunan Sovyet Rusyası için, 1917-1924 (34), milli hareketine bir istiklal hareketi gözüyle bakılması elbette beklenemezdi. Fakat, bugüne kadar ısrarla, hala maruf milliyetçi hareketin elebaşı ve hayatta olanların torunlarının bile Türkistan’dan kilometrelerce uzakta takip altında bulundurulması, meselenin Sovyet Rusya politikası yönünden ehemmiyetini hala koruduğunu göstermektedir.
Türkiye’de müteveffa Basmacılar Başkumandanı Şirmed Bek’e göre: “Basmacılık, umum Türkistan’ın istiklali için, bir araya gelmiş çilekeş milliyetçilerin hareketidir. Bu hareket, Cengizler’in, Timurlar’ın, Uluğ Beyler’in, Nevailer’in yurdunu Moskof tahakkümünden halas kılmak demektir. Ruslar, kaç yıldır kanımızı emmektedirler. Bayrağımızı Moskof egemenliği- ne hayır diyerek kaldırdık.” Şirmed Bek’in kardeşi Nur Mehmed Bek’e göre Basmacılar: “Müdafaa-yı vatan, müdafaa-yı din, müdafaa-yı millet şiarıyla mücadeleye başlamışlardır.”
Fergana Basmacılığının tarihini yazan S. B. Ginzburg’a göre Basmacılığın emeli: “Türkistan Türkistanlılarındır; ecnebi boyunduruğunu defedeceğiz. Fakir halkın en son entarisini soyan Rus ile harb.”  Bu konuda en isabetli hükmü veren, C.H. Ellis de: “Basmacı sözü, Bolşevikler tarafından, Rusya ve Bolşevizm hakimiyetine karşı, Müslüman-Milli ayaklanmasını ehemmiyetsiz halde göstermek için uydurulmuştur.” diyor. Zeki Velidi Togan da, Basmacı hareketini adım adım takip etmiş, aynı kuşağın bir Türkistanlı temsilcisi olarak: “Basmacı harekatı, Türkistan’da 1918-1923 yılları arasında aktif hareketlere iltihakı kabil olan bütün kuvvetleri kendisine celbedip ortaya çıkaran muazzam bir milli harekettir.” demektedir.
Stalin: “Basmacı harekatı, 1918-1924 yılların arasında, Orta Asya’da bir karşı ihtilal ve milliyetçi olarak, Orta Asya Cumhuriyetlerini Sovyet Rusya’dan ayırmak ve sömürücü sınıfın hakimiyetini yeniden kurmak gayesi ile zenginler tarafından yürütülen aleni bir siyasi haydutluk hareketi olarak ortaya çıkmıştır.” diyor. Aynı şekilde, zamanın Kızılordu Türkistan Cephesi Kumandanı Frunze ise, Basmacılığın gayesini: “Def olsun Sovyet hakimiyeti, bağımsız bir Müslüman devletin kurulması.” gibi milli bir sloganla ifade ediyor.
Rusların, bütünü ile lekeleme, küçük görme ve gösterme eğilimlerine rağmen, aleyhte ve lehte söylenenlerin tetkiki ile Basmacılığın muazzam bir milliyetçi hareket olduğu açıkça görülmektedir. Zamanın Sovyet tarihçilerinin Basmacılığı bir burjuva hareketi olarak göstermeleri, onun milli karakterine halel getirmediği gibi, bu tutumun beynelmilel komünizmin bir taktiği veya söylenecek söz bulamadığı zaman, söylenmesi gereken ilk söz olduğu, artık bilinmeyen bir husus değildir.
Meselenin, diğer cihetine gelince; 1917-1924 (34) Türkistan Milli İstiklal hareketlerinin adının, gerek Sovyet, gerekse dünya literatürlerinde, “Basmacı” olarak zikredilmeğe devam edildiği hususudur. Memleketimizde bu konu üzerinde çok az şey yazılmış olmasına rağmen, Türk literatürü de aynı deyimi ithal etmiştir. Basmacı kelimesi orijinal anlamı ile kabul edilse bile, Türkistan Türklüğü için, Türkistan’dan Rus emperyalizmini ve koloniyalizmini defetmek için yürütülen şerefli bir hareket tarzıdır. Fakat, bu muhteşem hareketin bir milli adı da olmalıdır. Nitekim vardır da… Şirmed Bek hatıralarında, halkın kendilerine veya kendilerinin birbirlerine Qorbaşı (Korbaşı) diye hitap ettiklerini yazmaktadır. Ek olarak verdiğimiz orijinal vesikalarda da aynı durum görülmektedir. Diğer yandan, Şarki Buhara Türkmen Basmacılar- ından Mirza Pirnefes: “Biz Basmacı kelimesine Türkiye’de alıştık. Vatanda seyrek duyardık, sadece Rus çevrelerinde. Biz, bize Korbaşı diyorduk. Sonra Enver Paşa geldi ve bunun da değiştirilmesini istedi. Bundan sonra birbirimize Mücahit diye hitap etmemizi emretti.” demektedir. Bu konuda görüşmüş olduğum, Türkiye’de bulunan Basmacı temsilcileri ve evlatları da aynı iddiada bulundukları gibi, elimizde bulunan 12 el yazması tatıratta “Basmacı” kelimesine şiddetle hücum ediliyor ve “Korbaşı” adında ısrar edilerek, önemle duruluyor. O halde, hiç olmazsa, Türkiye’de neden bu Rus lafzını kullanıyoruz?
Baymirza Hayit, “Korbaşı” adının, Türkistan Milli Muhtariyet Hükümeti zamanında (2 ay ömürlü), Hokand Polis Müdürlüğüne tayin edilen Ergeş Bek’e polis müdürlüğü manasında “Korbaşı” denilmesinden ortaya çıktığını yazıyor. Fakat Basmacılar, daha Türkistan Milli Mücadele hareketi ilan edilmeden bu deyimin mevcut olduğunu söylüyor ve “Yiğitbaşı” manasında kullanıldığını ilave ediyorlar.
Her şeye rağmen, biz, Basmacı değil “Korbaşı” adının kullanılmasını savunuyoruz. Şirmed Bek’in vefatı dolayısıyle güzel bir makale neşreden Prof. Dr. Tahir Çağatay Beğ de, ısrarla “Korbaşı”, “Korbaşılar” deyimini kullanmıştır. Bu sebeple, biz de ederde aynı şekilde hareket edeceğiz. Çünkü, her şeyden evvel, “Korbaşılar” tabiri, hareketin milli adıdır. Bunun için bu kitaba, “KORBAŞILAR” dedik. Şimdiye kadar, yerli ve yabancı neşriyatta, hareket “Basmacılar” olarak tanındığı için de, zaruret dolayısıyla paranteze almayı uygun bulduk. Bu kelime üzerinde bu kadar durmamızın sebebi, Rusların Korbaşılar’a Basmacı demesinden bir Türk olarak ar duyduğumuzdan değildir. Çünkü, söylendiği gibi, Rusları basmak, Türkistan’dan kovmak, atmak, Korbaşılar için şerefli bir hareket tarzıdır ve tarih bu gerçeği böyle yazmaya devam edecektir.
__________________________________________________________________
 *Ali BADEMCİ - 22 Ocak 1976,  ADANA

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
6382 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.83695.8603
Euro6.54196.5681