Hava Durumu
Anlık
Yarın
31° 34° 16°
ORTA ASYA’DAN GEÇEN İPEK YOLUNDA ÖZBEKİSTAN’IN ÖNEMİ -Süleyman MERDANOĞLU *

Orta Asya’dan geçen, Avrupa ve Asya arasında ticari bir köprü olan İpek Yolu; Çin’den başlayıp, Türkiye ve Akdeniz aracılığı ile Avrupa’ya kadar uzanan dünyaca ünlü tarihi bir ticaret yoludur.

İpek Yolu,  UNESCO tarafından 22 Haziran 2014 tarihin de kabul edilen Dünya Mirasıdır. Çangan-Tanrı Dağları bölümünü ve güzergâhtaki tarihi mekanları kapsayan, Orta Çin'den Orta Asya'nın Zhetsyu Bölgesine, İpek Yolu ağının bir bölümünü Dünya Mirası olarak belirlenmiştir. Koridor Çin, Kazakistan ve Kırgızistan'ı kapsamaktadır.
İpek yolunda doğunun ilk hakimi Han İmparatorluğu lideri İmparator Vudi olarak bilinir. Çin’in batıya doğru genişlemesi, İpek Yolu’nun doğu sınırının tamamen açılmasında önemli bir etken olmuştur. İmparator Vudi (M.Ö. 142–87) döneminde Han İmparatorluğu sınırlarını iki katı kadar genişletmiş, Orta Asya’nın tüm kontrolünü ele geçirmiştir. Çin ile Batı arasındaki ticaret ağının gelişmesini sağlamıştır.
İmparator Vudi’nin birlikleri, Pamir dağlarını ve Fergana şehrini de işgal ederek, Çin ile Batı arasındaki ticaret yollarını açmıştır. İpek Yolu üzerinden gerçekleşen ticaret sayesinde Hun İmparatorluğunun başkenti Batılı seyyahlar (gezgin, turist ) ve Batı’dan gelen lüks mallarla dolup taşmaya başlamıştır.
Ticaret yolu zaman zaman kesintiye uğramış, uzun süreli kopukluklar yaşanmış, ticaret ve bilgi alışverişinin uzun bir süre gerçekleşmediği dönemler de olmuştur.
Örneğin, ticaret Roma-Pers Savaşları nedeniyle büyük ölçüde engellenmiştir.
İpek Yolu, bir diğer yükselme dönemini, Perslerin İpek Yolu üzerindeki hâkimiyetine son veren Sui Hanedanı'nın ardından Çin'e hüküm süren Tang Hanedanlığı döneminde yaşamıştır.
Asya ile Avrupa arasında doğrudan bağlantı kurulmasında, 13. yy.da Moğollar’ın büyük katkısı olmuştur. Moğol istilaları sık ve geniş iletişim çağının başlamasında etkilileri vardır. Bu durum, Moğolların ele geçirdikleri yerlerde sistemlerini kurduktan sonra, yabancılarla iletişim kurarak yönetime devam etmeleri ile gerçekleşmiştir. Ticaret yolu rekabet nedeniyle sürekli silahlı çatışmalara dönen kavgalar çıkmıştır. Sadece, 13. ve 14. yy.larda Moğol iktidarı döneminde bütün Asya tek bir yönetim altında toplanmış ve güvenli bir ticaret ortamı sağlanmıştır.                                                                                           
Avrupalı soylulara lüks eşya ve sanat eserleri tedarik etmek amacıyla, Doğu Asya’ya ulaşımda İpek Yolu görevini görmekteydi.
İpek Yolu; tarih boyunca, sadece tüccarların değil, aynı zamanda doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuştur. Çin ile Avrupa arasında en eski zamanlardan beri, en az Tunç Devrinden beri bağlantılar vardı. İlk zamanlarda maden elde etme ve işleme konusunda bilgi alışverişine ve ticari malların değişimine dayanmış olan bu bağlantılar, diplomatik ilişkilerin kurulmasını ve iki kültürün birbirini tanımasını da sağlamıştır.
İpek Yolu üzerinde taşınan kalıcı şeylerden biri de dinler olmuştur. Örneğin, Hristiyanlık, Orta ve Doğu Asya’da hiçbir zaman hâkim din olmamasına rağmen, İpek Yolu’nu kullanarak Çin sınırlarına kadar dayanmıştır. Moğollar döneminde Yunan teolog Nestorius’a dayanan Diofizit hasaba katılması gereken kültürel bir silah olmuştur. Hıristiyanlığın yayılması diğer dinlerden baskın olan İslam’ın yayılmasına göre daha kısıtlı olmuştur. M.S. 632 yılında Muhammed’in vefatından sonra İslamiyet, Arap yarımadası üzerinde hızla yayılmaya başlamış ve sonraki yüzyılda da eski Roma şehirleri olan Suriye, Mısır ve bütün Kuzey Afrika’da yerleşme sürecine girmiştir. Kısa süre içinde İpek Yolu’nun batı kısmı ve böylelikle Asya üzerinde gerçekleşen ticaret Müslümanların kontrolüne geçmiştir.  Orta Asya, Çin, Bengal ve daha sonra Endonezya’da da askeri veya politik bir girişim olmadan Müslüman yerleşim yerleri oluşmuştur. Pers kökenli olan Zerdüştlük ve Mani Dini de İpek Yolu üzerinden yayılmıştır.   
İpek Yolu’nun sadece Çin’de bulunan ürünlerin ticaretinin yapıldığı da söylenemez. Asıl ilginç görülebilecek ticari mal ise köleler olmuştur.
Dinler ve diğer kültürel öğeler gibi hastalıklar ve enfeksiyonlar da İpek Yolu üzerinde yayılmıştır. Uzun seyahat edenler, virüslerin ortaya çıktıkları bölgelerden çıkmasına ve bu virüsler yoluyla ortaya çıkan hastalıkların, bağışıklığı olmayan toplumlarda yayılmasına yol açmışlardır. Bu durum da felaketle sonuçlanan salgınların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İpek Yolu üzerinde hastalıkların yayılmasına verilebilecek en iyi örnek 14. yy.da görülen veba salgınıdır. 1330’lu yıllarda Çin’de ortaya çıkan, kemirgenlerden pireler yoluyla insanlara bulaşan aşırı bulaşıcı olan bir veba ortaya çıkmıştır. Bu salgın, uzun bir süre sadece Çin’in güney şehri olan Yunnan’da görülmüştür; fakat 14. yy.ın başında Moğol orduları yoluyla vebalı pireler Yunnan’dan Çin’in diğer bölgelerine taşınmış ve böylece veba, İpek Yolu boyunca çok hızlı bir şekilde yayılmıştır
Asya’dan Avrupa’ya kadar etkili olan ve Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte birinin hayatını kaybettiği büyük veba salgını ortaya çıkmıştır. Bu salgın, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’de yaklaşık 75 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Özellikle kürk ihracatı salgının hızlanmasına neden olmuştur.
Kültür ürünlerinin veya ideolojilerin aktarımı, ticari mallara göre daha doğal ve kalıcı olmuştur. Ticari, politik, diplomatik veya misyonerlik nedenler ile gerçekleştirilmiş uzak ticaretin bütün türleri farklı toplumlar arasında kültürel değişimi meydana getirmiştir. Şarkılar, hikâyeler, dini düşünceler, felsefi görüşler ve bilimsel bilgiler seyahat edenler yoluyla taşınmış ve güncel kalmıştır. Bunların yanı sıra gıda maddelerinin girişi ile tarımsal değişim de gerçekleşmiştir. 
Kâğıt üretimi ve matbaa, damıtma gibi kimyasal ürünler gibi önemli buluşlar dünyaya Asya üzerinden yayılmıştır.                                                                                                                   
İpek Yolu bir doğa yolu olarak var olmuştur. Çin’den Akdeniz’e kadar çöl üzerinden uzanan, yeryüzünde en ıssız yollardan geçip, en susuz ve acımasız arazilerden ilerleyen, bir vahayı bir diğerine bağlayan yollardan biridir.
İpek yolu güzergahında olan Bölgenin coğrafi özelliklerinden dolayı çok az sabit ulaşım ve ticaret yolu oluşmuştur. Çok hassas olan bu yollarda çıkan en küçük bir çatışma bile doğu ile batı arasında tüm trafiğin durmasına sebep olabilmiştir.                                                           
Kıtalararası gerçekleşen bu ticaretin organizasyonu oldukça karışık ve zor olmuştur. Yüz binlerce hayvan, çok sayıda çoban ve tonlarca ticaret malının bir araya getirilmesi ve hareket ettirilmesi, insanların ve hayvanların bu uzun yolculuklarda, zorlu coğrafi ve iklim koşullarında hayatta kalmalarının sağlanması gerekmekteydi. Orta Asya’da mal değişimine hâkim olanlar, göçebe kökenliler idi. Önemli bir taşıma aracı olarak da Orta Asya’da yaşayan çift hörgüçlü develer kullanılmaktaydı.  Böylece, yükseklikleri arasında büyük farklılıklar olan bozkır ve dağlık bölgelerde sürekli görülen kıta iklimsel büyük sıcaklık değişimlerine daha uygundular. Aslında, develer ticari ilişkilerin başlamasından bu yana kullanılmaya başlanmıştır.
İpek Yolu üzerinde yapılan ticaret yoluyla din ve kültür de kıtalararası yayılmıştır. Böylece, Hindistan’da doğan Budizm İpek Yolu üzerinden Uzak Doğu’ya, Çin’e ve Japonya’ya kadar yayılmış ve orada hâkim din olmuştur. Bugünkü Xi'an (Şian) şehrinde bulunan bir tablete göre, Hristiyanlık İpek Yolu üzerinden zamanın Çin’in başkentine kadar yetişmiştir. Bunların yanı sıra bu yol Türklerin dininin, Şamanlığın, Mani Dini'nin, Mazdehizm'in ve daha sonra İslamiyet'in yayılma ortamı bulduğu bir yol, bir bölge olmuştur. Kâğıt ve barut bilgisi yine İpek Yolu ile Arap ülkeleri üzerinden Avrupa’ya gelmiştir.
İpek Yolu bir doğa yolu olarak var olmuştur. Akdeniz’den Çin’e kadar çöl üzerinden uzanan, yeryüzünde en ıssız yollardan geçip, en susuz ve acımasız arazilerden ilerleyen, bir vahayı bir diğerine bağlayan yollardan biridir. Güneyden gelinip de Taklamakan Çölü’ne ulaşıldığında, yeryüzünün en yüksek sıradağlarıyla karşılaşılır. Bu dağlar sadece, derin uçurumları ve 5000 m. yükseklikleri ile dünyanın aşılması en zor birkaç buzlu geçit üzerinden aşılabilmektedir. Aynı zamanda bu bölgenin iklimi de çok serttir. Sık sık kum fırtınaları meydana gelmekte, sıcaklık yazın 40 °C üzerine çıkmakta, kışın ise -20 °C altına inmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen yol, doğu ile batı arasındaki milletlerarası iletişim konusundaki önemini yüzyıllar boyunca muhafaza etmiştir.
Bu yollar, vahaların yanı sıra yollardaki geçiş trafiğinin kontrolünü sağlayan askeri merkezler tarafından da kullanılmıştır. Bölgenin coğrafi özelliklerinden dolayı çok az sabit ulaşım ve ticaret yolu oluşmuştur. Çok hassas olan bu yollarda çıkan en küçük bir çatışma bile doğu ile batı arasında tüm trafiğin durmasına sebep olabilmiştir.
Tarih boyunca çok az insan İpek Yolunun tam uzunluğu olan yaklaşık 6000 km.’yi dolaşmıştır. Ticaret sürekli birden çok ara duraklar üzerinde gerçekleşmiş ve yolun teğet geçtiği bütün uluslar, toptancı olarak kazançlarını en yüksek düzeyde tutmak istemişlerdir. Böylece, rekabet nedeniyle sürekli silahlı çatışmalara dönen kavgalar çıkmıştır. Sadece, 13. ve 14. yy.larda Moğol iktidarı döneminde bütün Asya tek bir yönetim altında toplanmış ve güvenli bir ticaret ortamı sağlanmıştır.
Yapılan arkeolojik kazılar ile İpek Yolu üzerinde sürdürülmüş olan hayat araştırılmış ve ortaya çıkarılmıştır.Taklamakan Çölü üzerinde yapılan seyahatlerde sürekli şehir harabeleri ve mağara kalıntıları karşımıza çıkar. Güzergâh üzerinde yaşayan halklar ve günümüze kadar korunmuş olan yaşam tarzı en ilgi çekici olan noktalardır. Günümüzde pek çok turist Budizm’in Japonya’ya varana dek geçmiş olduğu ülkeleri görmek amacıyla Japonya’dan gelmektedir. Taklamakan bölgesinde seyahat yapmak iklim ve coğrafi özelliklerin sunduğu bazı kolaylıklara rağmen günümüzde hala neredeyse eskisini korumaktadır
İpek yolunda ki kervansarayların önem
Kervanlara hizmet eden bir yol üstü kuruluşudur. Bu güne kadar ipek yoluna olumlu etkileri olmuştur.
Günümüzden yüzyıllar önce tüccarların mallarını satacakları yerlere götürmeleri epey zaman alıyordu. Malların taşınması kadar tüccarın da gideceği yere ulaşması uzun sürdüğünden, dinlenecek yerler büyük önem tutuyordu. Bu ihtiyacı karşılayan en önemli merkezler ise kervansaraylar idi.
Türk-İslam tarihinde kervansarayların ilk örneklerine Orta Asya'da “Kervansaray” veya “Ribât”, “Han”, “Zaviye”, “Hankâh” adı ile bilinen yapıların varlığı belirmektedir. Kervansarayların gelişmesini incelemek için tâ Karahanlılardan başlayarak ribatlar, X. yy.’da Maveraünnehir’de çok sayıda inşa edilmiş bulunmaktadırlar.
Kervansaray kelimesinin Farsça kökenli olduğu bilinmektedir. IX. yüzyıla kadar kervansarayların han veya ribât ismi ile de anıldıklarını biliniyor. Ribâtlar daha ziyade askerî nedenlerle sınırlara ve stratejik yerlere yakın kurulmuştur. Lakin, IX. yüzyıl itibarıyla, özellikle de İslam’ın yayılması ile birlikte ribâtlar kervansaraya dönüşmüşlerdir. Kervansarayların dışarı ile bağlantıları ve cephelerinde dükkanlar bulunur. Kervansarayların içerisinde yolcuların konakladıkları yerlerin yanı sıra ahırlar, depolar, yönetim merkezleri gibi yerler de bulunmaktadır.
Orta Asta da hüküm süren Gazneliler, Karahanlılar ve Selçuklular gibi tarihte önemli yer almış Türk devletleri tarafından önce Orta Asya'da sonra Anadolu'da inşa edilen kervansaraylar, hem konukseverliğin hem de ince mimari anlayış ve ticari hassasiyetin izlerini taşır.
Doğudan batıya güneyden kuzeye birçok güzergahta yaptırılan yüzlerce kervansaray da Orta Aya halklarının  ticarete verdiği önemi ve sosyal devlet anlayışını yansıtan en önemli eserler arasındadır.
Önce sınır boylarında askeri amaçla yapılan bu yapıların daha sonra tekke, zaviye ve hanlara dönüşmüş,  "İlk kervansaray olarak Gazneli Mahmut döneminde yapılan 'Ribat-ı Mahi' denen bir yapı vardır. Daha sonra Karahanlılar ve Büyük Selçuklu döneminde Orta Asya'da, Horasan bölgesinde çeşitli kervansarayların yapıldığı bilinmektedir.
Orta Asya’da Kervansarayların büyük bir bölümünün  bazılarının sadece kalıntıları mevcut, bazıları ise tamamen ortadan kalkmış durumdadır.
Semerkant- Buhara, Buhara- Amul, Amul-Hârizm arasında iki yoldan biri Amu Derya'nı güney kıyısına paralel uzanan ve Özbekistan sınırları içinde kalan yoldur. Diğeri ise Aşgabat-Merv-Amul yolu arasındadır.
Bu güzergâhta ise, Merv'den kuzeye doğru giden ve Kara Kum Çölü'nün içinden geçen iki eski kervan yolu olan Merv-Hârizm ve Merv-Amul yolu üzerinde bulunan kervansaraylardır.
Bu eserlerden Ribat-ı Melik, Beykent Ribatı ve Daya Hatun Kervansarayı dışındaki tüm yapılar, Merv'den kuzeye doğru giden, söz konusu eski iki kervan yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu eserlerden Ribat-ı Melik ve Beykent Ribatı, Özbekistan'da, diğerleri is Türkmenistan sınırları içinde kalır.
Bu yapılar arasında Ribat-ı Melik, inşa tarihi ve Karahanlılara ait olduğu kesin olarak bilinen tek örnektir. Çoğu yapı ise XI. yüzyıla, XII. yüzyıla ya da XI-XII. Yüzyıllara aittir.Bir araştırmacı tarafından Karahanlılara mâl edilen bir yapı, diğer bir araştırmacı tarafından Büyük Selçuklulara mâl edilmiştir.
Kara Kum Çölü'nde, insan elinin pek uzanamadığı yerlerde bulunmasına karşın, gerek doğanın tahribatı, gerekse yapıların büyük çoğunluğunda inşa malzemesi olarak kerpicin kullanılmış olması, çoğu kervansarayın çok harap olmasına, ya da tamamen ortadan kalkmasın sebep olmuştur. Kerpiç malzemenin zamanla yok olmuştur.
Çok tahrip olmuş örneklerden biri Merv-Amul yolu üzerindeki Köhne Kuşmeyhan (Kişman) şehrinde bulunmaktadır.
1078-79 tarihli, Buhara-Semerkant yolu üzerinde bulunan  anıtsal cephe düzenlemesiyle ünlü Ribat-ı Melikin, sadece son yıllarda onarım görmüş taçkapısı ayaktadır.
Yapının, XX. yüzyıl başlarında ayakta olduğu bilinen ana cephesinden, günümüze hiçbir şey ulaşmamıştır.
Merv-Hârizm yolu üzerinde bulunan Ode-Merguen Kervansarayı  Rus araştırmacılarca,XI. yüzyılın ikinci yarısı ile XII. yüzyılın ilk yansına tarihlen dirilmekte ve Selçuklu sultanları  Melikşah ya da Sultan Sencer zamanında yapılmış olabileceği ileri sürülmektedir.
Buhara'nın güneyinde, Beykent'de bulunan yapı, Beykent Ribatı'dır. Yapının, X. yüzyılda tamamen yok olan bir başka Ribatın yerine, XII. yüzyılda yeniden inşa edildiği ifade edilmektedir.
Merv-Amul yolu üzerinde yer alan ve X.-XI. yüzyılda kurularak, XM. yüzyıla kadar parlak bir ticaret hayatı yaşamış olan El Asker şehrinde, birçok kervansaray kalıntısı bulunmuştur. Bu yapılardan bir tanesi de, XI.-XII. yüzyıllara tarihlendirilen El Asker Kervansarayidır.
El Asker Kervansarayı’ndan günümüze pek bir şey kalmamıştır. Yapı, bir iki duvar parçası dışında, tamamen yok olmuştur.
Merv-Hârizm yolu üzerinde bulunan bir örnek de, IX.-X.yüzyıla, ya da doğrudan X.yüzyıla tarihlendirilen Hurmuz farra Kervansarayı'dır.
Bugün harap durumda olan yapının, dış duvarlarının büyük bir bölümü ile bazı payelerinden kalıntılar günümüze ulaşabilmiştir.
Eski Amul-Hârizm yolu üzerinde bulunan Daya Hatun Kervansarayı'dır. Bugün hala kalıntıları mevcut olan Tahiriye Ribaü'nın yerine kurulmuş olan yapının XIX. yüzyıldan itibaren Daya Hatun ismiyle anılmaya başlandığı ifade edilmektedir
Harap durumda olan diğer bir yapı da, Merv-Amul yolu üzerinde bulunan Akçakale Kervansarayı'dır. Kervansarayını şehir tipinde kervansaray ya da şehir misafirhanesi olarak kabul etmektedir.
Kervansaraylar, bu canlı ticari ortamda kritik vazifeler yüklenmiş kuruluşlardı. Issız yollar üzerinde kaleyi andıran görünümleri, zengin taş süslemeleri, gelişmiş yer tasarımları birlikte mimari açıdan da epey etkileyici olan kervansaraylar, gezi ve ticareti emniyet altına alan, sosyal dayanışmayı sağlayan, gelenlerin mallarını pazarladıkları durak yerleri, ordunun sefer zamanında ikmalini kolaylaştıran üslerdi. çoğunlukla, yürüyüşle 8-10 saati geçmeyen, 30-40 km aralıklarla inşa edilmişlerdir.
Ticaret yollarının güvenliği büyük tehdit teşkil etmekteydi. Korsanlar, kervanları rahatlıkla yağmalayabilecekleri dar geçitlerde kervanlara saldırmaktaydılar. Bu yüzden, Han İmparatorluğu kervanlarını özel savunma birlikleri ile donatmış, güzergâh bölümleri boyunca da Çin Seddi'ni inşa etmiştir.
İpek Yolu adı verilen güzergahı izleyen kervanlarla sağlanırdı. İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuş,  batı dünyası için uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır.
Ağırlıklı olarak Özbekistan bölgesinde olan Kervansarayların kervanlara sağladıkları faydalar özetlenecek olursa;                                                                                                                                                                                                                        -Ticari kervansarayların güven içinde geceleri konaklamalarını sağlamıştır.
-Kervanların hayvanları dinlenmiş, beslenmesi, bakımı yapılmıştır.
-Uzun yolculuklar sonucu dinlenme yerleri olmuştur,
-Kervanların sağlık problemleri buralarda giderilmiştir.
-Eşkıyalardan kervan malları korunmuştur. Böylece,  kervansaraylar İpek yolunun gelişmesine etkili olmuşlardır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, İpek Yolu'nun hem bir ticaret yolu, hem de tarihsel ve kültürel değer olarak yeniden canlandırılması gündeme gelmiş, bu yol boyunca inşa edilmiş ve artık kullanılmayan yapıların, yeni işlevler kazandırılarak korunmaları ve yaşatılmaları için çalışmalar başlamıştı
Özbekistan, günümüzde İpek Yolu’nu canlı tutmaktadır.
İpek yolu, Qin Hanedanı döneminde (MÖ 221-206) Çin topraklarına katılan, günümüzde Türk soylu Sarı Uygurların yaşadığı Sunan Yugur Özerk yeri olan Kansu’da başlayıp, Çin'e bağlı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin güney batısında  Taklamakan güney güzergâhı üzerinde yer alan tarihi bir vaha şehri olan Hotan’dan geçip, Çin'de Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Yerkent,  Çin'de Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin batısında yer alan Kaşgar şehiri üzerinden, Özbekistan’ın tarihi şehirleri; Semerkant ve Buhara’dan geçerek, Türkmenistan’ın Merv şehrinden çıkar.
İpek Yolunun geçtiği Orta Asya ülkelerinden; Çin, Moğolistan,  Afganistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan’dan başka;  daha çok Özbekistan’ın ayrı bir yeri ve önemi vardır. Özellikle İpek yolu üzerinde bulunan Semerkant ve Buhara… gibi önemli şehirler bu tarihi ticaret yolunun gelişmesine günümüze kadar önemini devam ettirmektedir.
Özbekistan’ın İpek Yolunun gelişmesinde ve bugün de varlığını canlı bir şekilde devam ettirmesinde önemli bir konuma sahip ülkedir. İstikralı ve güvenli bir ülke olan Özbekistan, Orta Asya da dolaysıyla ipek yolunun güvenliğine de katkı sağlamaya devam etmektedir.
Orta Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanmasından sonra, İpek yolu üzerinde daha yeni gelişmeler kendini göstermeye başlamıştır. Bazı ülkeler arasında vizenin kalkması, Petrol ve maden yataklarının bulunması ile İpek Yolu yeniden önem kazandığı gözlenmektedir.  Yeni yollar inşa edilmiş ve ıssız bölgelere ulaşım kolaylaştırılmış, bölgeler sanayileştirilmiştir. Bunun yanı sıra eski ticaret yolları onarılmış ve turistik amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. 32 Asya ülkesinin katılımı ve Birleşmiş Milletler desteği ile Asya uzak ticaret yolları ağı inşası projesi yürütülmektedir.
Çin, yabancı turistlere kapılarını 1970’li yılların sonlarına doğru açması ile büyük turizm potansiyelinin hemen farkına varılmış, İpek Yolu üzerinde bulunan görülmeye değer birçok yer ve kültür anıtı restore edilmiş ve resmi makamlarca koruma altına alınmıştır.
İpek Yolu üzerindeki, Pekin – Tahran veya Pekin – Moskova arasında düzenli tren seferleri ya da sabit aktarma bağlantıları bulunmamaktadır.
Asya ile Avrupa’yı, daha somut bir ifadeyle 28 ülkeyi birbirine bağlayan Trans-Asya Demir Yolu Ağı ile 141 bin kilometreyi bulan Asya Hızlı Demir Yolu ağı projeleri yürütülmektedir. Bu projeler bölgenin ekonomik ve ticari gelişmeleri ile stratejik bütünleşmesini açısından büyük öneme sahiptir. Bu projelerin  biri de, Azerbaycan (Bakü) Gürcistan(Tiflis) Türkiye (Kars) demiryolu projesi tamamlandığında da Londra'dan kalkan bir tren Çin'e kadar gidebilecektir.
Özet olarak; ipek Yolu Orta Asya da çeşitli uygarlıklarının  da ekonomik enerji kaynağı olmuştur.                                                                                                                      Türk ve İslam mimarisinin en nadir eserlerine ev sahipliği yapan Özbekistan, son yıllarda inanç turizminin de yeni merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bahaeddin Nakşibend, İmam Buhari ve İmam Maturidi gibi birçok İslam aliminin türbesi, Özbekistan’ı ziyaret edenler için büyük önem taşımaktadır.
Orta Asya’dan geçen İpek yolu olmadan Özbekistan olur.Fakat, Özbekistan olmadan ipek yolu olmaz.!

KAYNAKLAR:

1-ÖZBEKİSTAN TURİZM REHBERİ-Süleyman MERDANOĞLU

2-İPEK YOLU -Prof. Dr. Nadir DEVLET

3-http://www.turkcewiki.org/wiki/%C4%B0pek_Yolu:_%C3%87angan-Tanr%C4%B1_Da%C4%9Flar%C4%B1_Koridoru_G%C3%BCzergah_A%C4%9F%C4%B1

4-https://books.google.com.tr/books?id=0WoJDgAAQBAJ&pg=PA328&lpg=PA328&dq=%C4%B0mparator+Vudi#v=onepage&q=%C4%B0mparator%20Vudi&f=false

5- https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=371524

6-Türk dünyası incelemeleri dergisi, 1. Cilt  Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, 1996

7-https://www.altayli.net/turk-mimarisinde-kervansaraylar.html
_
_________________________________________________________________

*Süleyman MERDANOĞLU (merdanogluslm@gmail.com)

Özbekistan Uluslar arası Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı

  
96 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.62765.6502
Euro6.32966.3550