Özbekistan, özbekistan vakfı, Özbek vizesi, özbek büyükleri, Özbekistan kitabı, Özbekistan büyükelçiliği, Özbekistan makaleleri, Özbekistan turu
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 18° 14°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.20922.2132
Euro2.86002.8652
ÖZBEKİSTAN’IN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİNE BAKIŞ Süleyman MERDANOĞLU*

Bağımsızlığının  20. Yılını dolduran Özbekistan’da; milli değerleri yeniden kalkındırmaya yönelik büyük kapsamlı işler gerçekleştirilmektedir. Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un “Özbekistan’ın Kendi İstiklali ve Gelişme Yolu” adlı eserinde bağımsız Özbekistan’ı geliştirme yolu dört temele dayandığı belirtilmektedir.    

Bunlardan birisi de Özbek halkının manevi mirasını sağlamlaştırmak ve geliştirmektir. Nitekim, ülkedeki kutsal ziyaret yerleri, ilim meskeni olan medreseler, hiç kuşkusuz Özbeklerin manevi mirası sayılır. Özbeklerin manevi mirasının geçmişi nice bin yıllık bir geçmişe ulaşmaktadır.

          Orta Asya, özellikle Özbekistan dünya kültürünün eski ocaklarından birisidir.

          IX-X.yüzyıllarında sanat ve ticaret gelişmiştir. Şehirler genişleyip, köşklerin yanı sıra ticaret pazarları, kervansaraylar kurulmuştur.

          Mimarlığın güzel başarıları ve örnekleri, özellikle mescit ve medreselerin yapımında yansımaktadır. O dönemlerde ülkeye gelen sanatçılar ve ilim adamlarının şehirleri tanımlarken, esas binalar olarak mescit ve medreseleri dile getirmesi bundandır. Mescit binaları yanında muhteşem minare, hücre, alim ve evliyaların türbesi üzerine türbeler yapıldı. Bu gibi yerleri ziyaret edenlerin sayısının çoğalması nedeniyle özel bölümler de kurulmaya başladı.

          IX.yüzyıla kadar çamur ve pişmemiş tuğladan yapılan binalar yerine yüksek kaliteli evlere olan talep arttı. Şehir kurma çalışmalarında binaların görkemliliği ve ömrünü uzatmaya yarayan pişmiş tuğla kullanılmaya başladı. Halk arasında şimdiye kadar “müslüman tuğla” adıyla tanınan bu inşaat malzemesi sarı çamurdan hazırlanarak özel kaplarda pişiriliyordu.

          Yeni mimari üslupta inşa edilen en ender ve eski anıt şüphesiz ki Buhara’da ki

(IX-X.yüzyıllar). Türbe doğru dörtgen şeklinde pişmiş tuğladan yapılmış, duvarları üzerine kubbe kurulmuştur. Son beş asır süresince Maveraunnehir’de aynen bu üslup kullanılmıştır. Bina projesinin mükemmel bir şekilde planlanması ona bin yıl devamında korunma imkânını sağlamıştır. Binada her şey uygun, kabartma tuğlalar o kadar maharetle kurulmuş ki sonuçta bina cazip bir biçim almıştır. İsmail Samani türbesi Özbekistan Cumhuriyeti topraklarındaki tarihi anıtlar arasında ilk sıralarda UNESCO’nun bütün dünya medeniyeti mirası listesine dahil edilmesi boşuna değildir.

 

İsmail Samani Türbesi

XI-XII.yüzyıllarda pişmiş tuğladan binalar yapma mahareti yüksek seviyeye ulaştı. Binaları genelde sekizgenli olarak ön tarafı yukarıya kaldırılmış ve haşmetli kubbelerle kapatma gelenek haline girdi. Tuğlaları kâh kabartma, kâh oyuk, kâh dik, kâh düz şekilde sırayla koyma usulleri ortak olmasına rağmen her şehir ve vilayette kendine özgü usuller gelişti.

          Büyük İpek Yolu üzerinde yerleşmiş olan Buhara-i Şerif Karahanlılar devletinin başkenti olarak en gelişmiş şehirlerden birisine dönüştü. Onun şu andaki durumuna bakarak da buranın o dönemdeki mimarlığının seviyesi hakkında izlenim elde edilebilir. Örneğin, Mağaki Attari mescidinin bulunduğu yerde XII. Yüzyıla ait mescidin güzellikte eşsiz bir parçası muhafaza edilmiştir. Binanın yapımında mevcut olan tüm süsleme usulleri, bu cümleden olmak üzere küçücük tuğlaları nakışlı olarak koyma, çiçek nakışlı çanaktan yararlanma ve oyma işleri ve alçı usullerinden genişçe yararlanılmıştır. Ustaların mahareti ve süsleme sanatı uygunlaşarak kendine özgü eserler meydana gelmiştir.

          Ülkenin güzelliklerinden biri de turistlerin zevkle seyrettikleri Buhara’daki Mescid-i Kelan camisidir. Cami XII. Yüzyılda bina edilmiş olup XVI. yüzyılda yeniden inşa edilerek bugünkü durumuna gelmiştir. XII. Yüzyıla ait mimari külliyenin 1127 yılında yaptırılan ve yüksekliği 76 metre olan Minare-i Kelan (Yüksek minare) kalmıştır. Duvar yapısı gerçek sanat eseri örneğidir.

Minare-i Kelan (Yüksek minare)

          Tirmiz şehri yakınındaki Carkorgan minaresi (1108 ) de kendine özgü üsluba sahiptir. Yukarı kısmı Kur’anı Kerim ayetleriyle süslenmiş olup, yazılar sanki bir kuşak halindedir. On altı sütun minarenin temelini oluşturmaktadır. Minarenin en yüksek kısmı bozulmuş, ancak korunan kısmının parçaları da bu abidenin ilk cazibesi hususunda tasavvur verebilir.

          Orta Asya mimari sanatında Amir Timur ve Timuriler dönemi ayrı, özel bir dönemi oluşturmaktadır.

XIV. yüzyılın son yıllarında merkezleşmiş saltanat kuran Amir Timur Semerkant’ı kendisine başkent olarak seçti ve şehri “yeryüzünün cevheri” ne dönüştürmeye çalıştı.

          Bibi Hanım mescidi, Şah-ı Zinde külliyesi, Gür-i Amir türbeleri külliyesi Amir Timur’un devleti yönettiği döneme ait en tanınmış ve görkemli abidelerdendir. Şah-ı Zinde külliyesindeki en eski abideler Peygamberimizin (s.a.v) amcazadelerine ait Kusam b. Abbas ve Hace Ahmet türbeleri olup sırlanmış seramik parçalarla kaplıdır, güzellikte eşsiz ön kısımdan içeri girilir.

Registan Meydanı-Semerkant

Şehrisebz’de yapılan heybetli Aksaray ve Semerkant’ta o dönem için en büyük cami kabul edilen Bibihanım Camisi benzersiz inşaatlardandır. Maalesef, bu iki güzelim binaların sadece bazı parçaları korunmuştur.

          Timurilerin damgasını bastığı ve Orta Asya’nın Rönesans’ı olarak adlandırılan XV. yüzyıldan bizim dönemimize kadar kendi cazibesi ve güzelliğini koruyan abideler ulaşmıştır. Buhara (1417) ve Semerkant (1420) ta ki Ulugbey medreseleri, Şah-ı Zinde külliyesine giren mimari inşaatlar, Şehrisebz’deki Kökgümbaz mescidi (1435) bunların içindedir.

XVI.yüzyılda gelişmiş şehirlerden biri de Taşkent’tir. Bu dönemde XV.yüzyılın ikinci yarısında kurulmaya başlayan Şeyh Havendi Tahur ve Yunushan türbelerinin yapımı tamamlandı. Barakhan medresesi ve Şeyh Ebu Bekir Muhammed Keffali Şaşi türbesi inşa edildi.

XVI. yüzyıl mimarisinde geçmiş dönemlerin geleneklerinden geniş anlamda istifade edilmiştir. 1514 yılında Buhara’da kurulan Mescid-i Kelan’ın yüksek seviye ve maharetle süslenmesi fikrimizi kanıtlar. Minare-i Kelan’dan okunan ezan sesi bütün Buhara’ya duyulurdu. Minarenin etrafı genişçe bahçe ve üstü kubbeyle kapatılmıştır. Burada namaz kılmışlar.

O dönemin mimarları biraz küçük olan mahalle mescitlerini kurarken dahi var olan mimari geleneklerden yararlanmışlar. XVI. yüzyılda inşa edilen Baland ve Hace Zeynetdin mescitleri sanat bakımından XV. yüzyılda Semerkant’ta bünye edilen en güzel abidelerle boy ölçüşebilir. XVII. yüzyılın sonlarında bölgede başlayan ekonomik, politik ve kültürel bunalım gitgide merkezi devletçilik tarihinin yıkılmasına neden oldu. Bu dönemde Buhara amirliği, Hive ve Kokan hanlıkları arasında sadece Hive’de el işleri, sanayi ve şehircilik biraz gelişti.

Hive mimarlığı kendine özgü üslup ve sanatıyla Orta Asya’daki diğer inşaatlardan ayrıcalık taşır. Örneğin, Hive mimarlığında tabiat tasviri siyah boyayla sınırlanan beyaz boyalarda tasvir edilmiştir. Genel manzara ise her yerde olduğu gibi mavi olarak korunmuştur.

Şimdiki Hive’nin İçen kale’sindeki anıtların birçoğu XIX. yüzyılda inşa edilmiş olup, kale duvarları ve kapıları, ticaret kaldırımları, han sarayı ve birçok medrese ve mescitleriyle gerçek bir Doğu ortamını meydana getirmiştir.

XVIII. yüzyılın sonlarında yeniden yapılan ve genişletilen Cuma mescidi dört taraftan tuğladan örülmüş duvarlarla çevrili olup, 227 sütunun kaldırdığı eyvandan ibarettir. Uzmanların tespitine göre, 24 sütun X-XII. yüzyıllara ait olup, Hive’ye özgü ağaç oymacılığı geleneklerine göre yapılmıştır.

İçan kale-Hive

Allakulihan medresesi, (1835) döneminin Hive’deki eğitim ocaklarından biri olmuştur. Medresenin ön kısmı, giriş ve bahçeyi çevreleyen duvarların bazı kısımları Hive mimarlık geleneklerini kendinde bulundurmaktadır.

Bağısızlık yıllarında İslam kültürüyle ilgili dünyaca ün yapmış mimari anıtlarımızdan Buhara’daki Mescidi Kelan ve Minarei Kelan, medreseler, Hace Bahauddin ziyaret yeri, Semerkant’taki Registan meydanı, Şahı Zinde külliyesi, Gür-i Amir, Taşkent’teki Kökeldaş medresesi, Zengiata ziyaret yeri gibi birçok abideler tamamen tamir edildi. Kermene şehrindeki Kasım Şeyh Azizan türbesi, Semerkant’taki İmam el-Buhari külliyesi, İmam el-Maturudi mezarlığı, Margilan’daki Burhaniddin el-Marginani anıtı ve başka ziyaret yerleri yeniden inşa edildi.

Özbekistan’da gerçekleştirilen tüm bünye işlerinde olduğu gibi halkın kültürel, manevi mirasına yeniden sahip olmasında, onların korunmasında Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un ve başarılı teşebbüslerinin önemli payı vardır. Ülke devletçiliği, dini, kültürünün kalkınması yolunda ustaların maharetli elleriyle yaratılan yüksek değerli anıtlar çoktur. Özbekistan’daki kutsal ziyaret yerleri, tarihi abideler milli ve bütün insanlığa özgü değerlerle kaynaşarak buraya gelen herkesin şaşkınlığına neden olmaktadır.                    

__________________________________________________________

*Süleyman MERDANOĞLU-(altinmiras-w@tr.net)

Özbekistan Uluslararası Altın Miras Vakfı Türkiye Temsilcisi

NOT:www.altinmiras.com kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      12085 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret115893
Saat
Takvim