Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 3°
KURTULUŞTA KADIN, KADINDA KURTULUŞ- İbrahim ŞAŞMA*

Tarihe adını altın harflerle yazdıran Türk milletinin en sıkıntılı dönemi Millî Mücadele dönemidir. Bu dönemde Türk halkı başka bir devletin himayesi altında kalmayı kesinlikle reddetmiştir. Milli Mücadele döneminde ülkemizi işgal etmek isteyen devletlere karsı kadınlı erkekli kurtuluş mücadelesi başlatılmıştır. Türk kadınının istiklâl harbi sırasında gerek cephede, gerekse cephe arkasında bütün gücü ile hizmet verdiği bilinen bir gerçektir.  Türk kadını cephede Mehmetçikle omuz omuza düşmana karşı savaşırken cephe arkasında da çeşitli faaliyetleri ile vatan müdafaasına destek olmuştur. Tarihimizde düşman ordusu ile cephede mücadele eden şahsiyetlerin ilk örneği 93 Harbinde Ruslarla mücadele eden Nene Hatun ile başlamakta ve Milli Mücadele'de had safhaya ulaşmaktadır. Cephe ve cephe gerisinde büyük uğraşlar veren Türk kadını, bağımsızlık mücadelesinin başarıya ulaşmasında önemli bir paya sahip olmuştur.  Bu savaşta Türk kadınının kahramanlıkları, vatan uğrunda hayatını hiçe sayarak yaptığı fedakârlıkları, İstiklal Savaşımızın kazanılmasında en büyük etkenlerden birisidir.  Tarihin hiçbir döneminde başka devletlerin himayesi altında yasamamış olan Türk toplumunun kadınları da erkekleri gibi gerektiğinde ölmeyi şeref saymıştır.

Türk kadını ülkesine ve milletine sahip çıkmanın en güzel örneğini Milli Mücadele döneminde göstermiştir. Kahramanlık destanının kaleme alındığı Çanakkale Savaşları'nda Türk kadınları Gelibolu Yarımadası'nın her karış toprağında yatan Mehmetçiklerin yanında göğüs göğse çarpışmaktan çekinmemiştir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Prof.Dr. A. Mete Tunçoku, daha önce inceleme fırsatı bulduğu Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde bu konuyla ilgili pek çok belgeyle karşılaştığını söylemekte, özellikle o dönemde askerlerin "Keskin nişancı Türk kadınları", "Türk kadın savaşçıları" konularını anlatan mektup ve günlükleriyle karşılaştığını anlatmaktadır. Tunçoku, Avustralya Piyade Er J.C. Davies'in annesine yazdığı bir mektupta kahraman Türk kadın savaşçılarından bahsedildiğini anlatmaktadır. Söz konusu mektupta "Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı, pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm" ifadelerinin yer aldığı bildirilmektedir.

Türk kahramanlık tarihinde adının nazara alınmadığı kimsesiz, yoksul bir kadının da unutulmayacak bir kahramanlık yaptığı anlatılmaktadır. Beyoğlu berberlerinin peruk yapmak için parasıyla saç aradıkları bir zaman, Türk kadınlarının da genellikle saçlarını kesmediği, kesenlere iyi gözle bakılmadığı bir dönem istiklal harbimizin başladığı zaman dilimine tekabül etmektedir.  Uzun saçından başka varlığı olmayan bir Türk kadını cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu subayları düşünmüş, günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin olmayı göze alarak; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesmiştir. Rum berbere satarak, aldığı parayı Donanma Cemiyeti’ne yetiştirmiştir. Böylelikle feragat, feraset, fazilet kavramları Türk kadını vasıtasıyla doruğa ulaşmıştır.

Düşman ordusunun Anadolu topraklarına ayak basması, Anadolu kadınının ocağına tecavüz edilmesi, namusunun tehlikeye düşmesi demektir. Türk kadını, eline çapasını, kazmasını, orağını ve silahını alıp düşmana karşı erkeğiyle birlikte savaşması dışında cephe gerisinde de her türlü fedakârlıklarda bulunmayı şiar edinmiştir.  Özellikle cephelere silah, cephane, malzeme, yiyecek ve giyecek taşıyarak Kuvay-ı Milliye’ye maddi yardım için yarışarak ve hastanelerde yaralı askerlerimize şifa olarak emsali görülmemiş bir yararlılık göstermiştir. Aynı zamanda işgale karşı durmak ve güç birliğinin sağlanması için yapılan birçok protestoya ve mitinglere katılarak en ön safta yer almışlardır. Bu mitinglerin pek çoğuna erkeklerle beraber katılan Anadolu kadını, bazı mitingleri ise sadece kendisi düzenlemiştir. Düzenleyicileri ve konuşmacıları tümüyle kadınlardan oluşan ilk Türk Kadın Mitingi olarak kabul edilen Kastamonu Mitingi’nin diğerleri içerisinde ayrı bir önemi vardır. Kastamonu gibi küçük bir ilden, üç binden fazla kadının toplanmasıyla oluşan bir miting, bu ülkenin kurtarılmasına yönelik büyük bir azim ve kararlılık olduğunu göstermiştir. Türk kadınları bu dönemde kendi aralarında örgütlenerek yardım için cemiyetler kurma çabasına girmişler askere giyecek-yiyecek temini için çaba sarf etmişler, erkeklerin büyük bir kısmı cepheye gittiği için erkeklerden kalan işlerde ve tarlalarda çalışarak üretimi sürdürmek için ter dökmüşlerdir. Bunun yanı sıra askerlere çorap fanila gibi giyim eşyalarının dikilmesinde, Kızılay’ın esir mübadele komisyonlarında faaliyet göstermede, küçük atölyelerde cephane ve mermi üretimi konusunda özveriyle çalışmışlardır.

Türk kadını,  Türk tarihinin her evresinde varlığını en yalın haliyle göstermiş ve tarihin seyrine müdahale etmiştir.  Milli Mücadele’ye bir ulusu komple dâhil etmek adına tertip edilen mitinglere katılıp aklının, imanının ilhamlarının, milletinin ortak vicdanının sesini dile getiren Halide Edip Adıvar “Şunu unutmayın ki, çocuklarımıza bırakacağımız tek miras, büyük bir tarihi olan, bir Türk olduğumuzu söylemektir” diye haykırmış ve “Haydi Sultanahmet’e” diyerek topluluğu dört gün sonra yapılacak büyük mitinge davet etmiştir. Halide Edip Adıvarların çabaları mücadeleye katılıma büyük katkı sağlamıştır. 23 Mayıs 1919’da yapılan Sultanahmet Mitingi çok büyük bir katılımla gerçekleşmiş ve Halide Edip’in konuşması büyük bir heyecan ve coşku yaratmıştır. Milli Mücadele’ye hazırlık günlerinde kadınlar tarafından kurulan "Asri Kadınlar Cemiyeti" ile Milli Mücadele günlerinde Sivas’ta kurulan "Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti"  faaliyetleri ile kendinden söz ettirmiştir.  Bu dernek Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından Sivas’ta kurulmuş, kısa sürede Anadolu’ya yayılmış ve birçok şehirde şubesi açılmıştır. İşgale karşı suskun kalan İstanbul Hükümetine ve işgal güçlerine protestolar gönderen dernek, Milli Ordu’ya para ve malzeme kampanyaları da düzenlemiştir. Asri Kadınlar Cemiyeti 1919 yılının başlarında özellikle üniversite öğrencileri ve ileri gelen vatansever kadın ve kızlarımızın kurdukları bir örgüttür. İzmir’in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919’da yayınladıkları bildiri bugün bile önemini korumakta, şu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz toplumsal birlik ve heyecanı ateşleyen bir ulusal beyanname özelliği taşımaktadır. Millî Mücadele döneminde Türk kadınlarının kurduğu dernekler yalnız bunlarla sınırlı değildir. Yine kadınlar tarafından kurulan ve değişik amaçlar etrafında faaliyet gösteren pek çok dernek tespit edilmiştir.

Tarihin en kanlı savaşlarından birisine şahit olan Çanakkale’de kahraman askerlerimizin yanında görev yapan bir Türk kadını, ilk Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin bu memleketin evlâtları, vatan için hiç sakınmadan en onulmaz yaraları alırken, onlara var gücüyle destek olan bir kadın olarak adını tarihe yazdırmıştır. Safiye Hüseyin gözlerini kırpmadan cepheye koşan kahraman Mehmetlere, Bekir Çavuşlara cephe gerisinde destek olan yüce gönüllü kadından biri olup bir an bile tereddüt etmeden vatan uğruna toprağa düşmeyi göze almıştır. Vazifelerini yerine getirmeyi her şeyden aziz bilen cengâverlerin, yaralı yiğitlerin özlediği anne şefkati ile hareket etmiştir. Yaralı olmasına rağmen kendi yarasını unutup diğer yaralıların tedavisini yapmak için çaba sarf eden özverisiyle tanınıp, saygı ile sevilen Nene Hatun'un vatan için başlayan mücadelesi, tüm düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etmiş Erzurum’un her karış toprağında cephane taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak adeta destanlaşmıştır.  Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zaferinde Nene Hatun’un ve onun vatan aşkını paylaşan bütün insanların payı yadsınamaz.

70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Beyin 8 yaşındaki kızı Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştır. Babasının yanında cepheden cepheye koşan, çarpışmalara giren  Nezahat Onbaşı  100'den fazla düşman askeri öldürmüştür.   Kurtuluş Savaşı'nda eli silah tutanların cephede olduğu sıralarda İnebolu'ya çıkarılan silah ve cephanelerin Kastamonu üzerinden Ankara'ya ulaştırılmasında yaşlı erkeklerle kadınlarımızın da insanüstü çalışmaları olmuş, tarihe geçmişlerdir.  Bu tarihe geçen kadınlarımızdan biri de Seydiler'li Şehit Şerife Bacı'dır. Şerife Bacı 1921 yılının çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü Aralık ayında sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile İnebolu'dan Kastamonu'ya cephane taşırken, Kastamonu Kışlası önüne kadar gelmiş, mermileri ve çocuğunu korumak uğruna donarak şehit olmuştur. Erzurumlu Fatma Seher Hanım Kurtuluş Savaşı'nın sembolleşmiş kadın şahsiyetlerinden birisi olup İstiklal Madalyası sahibidir. Üsteğmen rütbesine kadar yükselmiştir. Emekli edilirken, Üsteğmen rütbesinden kendisine maaş bağlanmıştır. Ancak Kara Fatma burada örnek bir davranışta bulunarak para için savaşmadığını, bu maaşı alamayacağını söyleyerek onu tamamen Kızılay'a bağışlamıştır. Kurtuluş Savaşı’nda erkek kılığına bürünerek İnebolu’dan cepheye mühimmatın taşındığı yardım kolunda görev yapan, Yunan gemilerinin İnebolu’yu bombaladığı sırada şarapnel parçalarıyla bacağından yaralanarak gazi olan Halime Çavuş’un kahramanlığı da Türk Kadınının cesaretinin ve kararlılığının en güzel örneğidir. Hafız Selman İzbeli Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermiştir. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştur. Gördesli Makbule Hanım eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştır. 17 Mart 1922’de Akhisar Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla’da elinde silah düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmiştir. Emir Ayşe, Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışırken, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe’ye katılmıştır. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlılarla savaşmıştır.  Tayyar Rahime Adana’nın kadın kahramanlarından birisi olup, 9. Tümen’in 1920 yılının Şubat ayında Hasanbeyli civarında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştır. Muharebe sırasında ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileri doğru atıldığından dolayı kendisine 'Tayyar Rahmiye' lakabı verilmiştir. Temmuz 1920’de Osmaniye’deki Fransız karargâhına yapılan hücumda arkadaşlarının tereddüdünü görünce, 'Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olduğunuz halde yerde sürünmekten utanmıyor musunuz? ' diyerek hücuma geçilmesini sağladığı tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Tarsuslu Kara Fatma 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşı’na katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir. Kılavuz Hatice Adana’da Fransızlara karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılmış 8 Mayıs 1920’de milli kuvvetler Pozantı’da taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak kılavuzluk etmiştir. Hatice, kılavuzluk yaptığı Fransızlara yanlış yol göstererek Karboğazı’ na sokmuştur. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşmüştür. Saime Hanım Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919’da Kadıköy’de düzenlenen mitingde yer almış, mitingden sonra tutuklandıysa da kaçarak mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Gaziantep’te Fransızlara karşı verilen savaşta (1920/1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma gelmesini istemeyenlere karşı «Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?» cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkmıştır. Naciye Hanım 20 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul Üsküdar’da düzenlenen mitinge katılan ve söz alan kahramanımız bu mücadelede kadınların da erkeklere yardım edeceği konusunda teminat vermiştir.

Faika Hakkı 1919’un Kasım ayında Erzurum Kız Lisesi Müdiresi Faika Hakkı, Muradiye Camii’nde toplanan kadınlara hitaben yaptığı konuşmada, onları etkin protestolarda bulunmaya çağırmıştır. Onun teklifi ile İstanbul’u işgal etmiş olan İtilaf kuvvetleri temsilcilerine ve ABD Senatörlerine tepki telgrafları çekilmiştir. Sultan Hanım Adana bölgesinde çarpışan partizan müfrezesi geçici olarak Toros Dağlarından geri çekilirken, inekleriyle beraber onlara katılmış, çete dağda kaldıkça ineklerinin sütüyle onları beslemiştir. Müfrezedekiler onu sevgiyle “anne” diye çağırmıştır. Süreyya Sülün Hanım Erek kasabasında 500 kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra yaralanınca Erzurum’a dönmüştür. Nazife Kadın ölüm korkusu taşımayan yürekli bir Türk kadını olup 9 Mart 1922’de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan ordusu Komutanına istediği bilgileri vermemiştir.   Milislerle ilgili bilgileri bilmediğini, bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilmiştir. Domaniçli Hasibe Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana yol gösterdiğini duyunca İnegöl’e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönmüştür. Satı Çırpan Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenerek, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye sırtında mermi taşımıştır. 1934 yılında Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştur. Bitlis Defterdarının Hanımı Kahramanmaraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktadır. Kayabaşı Mahallesi’nde 8 düşmanı öldürmüş, daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.

Tarihimiz, yukarıda adı geçen Türk Kadınının kahramanlıklarıyla doludur. Hiçbir millette rastlanmayan bu özellik, Milli Mücadele’de ve daha sonra Cumhuriyetin kurulması aşamalarında daha çok öne çıkmaktadır. Prof.Dr. Ali SARIKOYUNCU, “Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi” adlı kitabında, belge ve yaşayan tanıklarına dayanarak İnebolu dışında Ereğli, Zonguldak ve Bartın’dan Ankara’ya önemli bir ikmalin yapıldığını, bu amaçla bölgede etkili teşkilatların kurulduğunu ve Zonguldaklı kağnı kolları ve katırcıların yanı sıra bölge kadınlarının da bu sevkiyatta görev aldığını yazmaktadır.  Yukarıda tanıtmaya çalıştığımız kahraman kadınlarımızdan başka, gerek cephelerde ve gerek cephe gerisinde yaptıkları hizmetlerle daha nice kadınlarımız vardır. Bilecikli Ayşe Çavuş, Maraşlı Senem Ayşe, Trakyalı ana-kız, Havva ve Zehra Soyyanmaz bunlardan sadece birkaçıdır. Bütün bu anlatılanlar nazara alındığında cumhuriyetimizin temelinde Türk kadınının çok büyük emeği, kanı ve gözyaşı olduğu aşikârdır.

Kurtuluş mücadelesinde kadınlar ordumuzun hayat membaını oluşturmuş, böylece ülkemizin varlığında çok önemli bir rol oynamışlarıdır Türkiye Cumhuriyeti'nin var oluş mücadelesi, kadınların belirleyici katkısı ve çabası dikkate alınmadan anlaşılamaz. Millî Mücadele’yi tek başına toplumun yarısının bir başarısı olarak addetmek yani Türk kadınının emeğini çabasını azmini ve kahramanlığını yok saymak, Millî Mücadele’yi yanlış anlamamıza sebep olur.  Bu bağlamda Mustafa Kemal ATATÜRK, “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez”  diyerek kahraman kadınlarımızı hak ettikleri şekilde onurlandırmıştır.  Bağımsızlık mücadelesi yapan ülkeler nasıl Atatürk’ ü örnek bir lider almışlarsa, kadın hakları uğruna uğraş ve savaş verenler de, onu bir devrimci olarak aynı şekilde örnek almak durumundadırlar. Çünkü bütün insanlık tarihi boyunca, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir lider kadın hakları konusunda Atatürk kadar önsezili ve öngörüşlü olmamış, onun kadar uğraş ve savaş vermemiştir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda gerek cephede, gerekse cephe gerisinde ülkesini savunmak için elinden geleni yapmış fedakâr, kahraman Türk kadınına büyük bir önem vermiştir. Yeni Türkiye’nin kalkınmasında da Türk kadınının büyük bir rol alacağına inanan Atatürk, kadınlarının bütün bu fedakârlık ve hizmetlerini takdir ederek Cumhuriyetin ilânından itibaren Cumhuriyet öncesi yapmış olduğu plan çerçevesinde kadının sosyal, ekonomik ve siyasal konumunu iyileştirici uygulamalarına başlamıştır.  Kadınların sosyal ve siyasal hakları elde etmeleri kademe kademe gerçekleşmiştir 1924’ yılında Tevhid-i Tedrisat kanunu kabul edilerek siyasal ve sosyal yaşamda bilimin ve aklın önderliğinde eğitimin önemini vurgulanmış, toplumun bütün fertlerinin kadını, erkeği, çocuğu, köylüsü ve işçisiyle eğitilmesi ön plana çıkmıştır. Atatürk’ün kadın konusundaki uygulamalarının en önemlilerinden birisi olan Medeni Kanun 1926 yılında da kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu bağlamda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi yasaklanarak aile içi ilişkilere düzen ve huzur kazandırılması amaçlanmıştır Ayrıca, kadının evlenme ve miras hukukunda erkekle eşit hale getirilerek dini nikâh yerine medenî nikâh şart koşularak evlilik yaşamı süresince olduğu gibi, sonrasında da kadın ekonomik ve hukuksal yönden güvence altına alınmıştır. Daha sonra, 1930 yılında da belediye seçimlerine katılmak için yalnızca Türk olma şart koşulmuş ve kadınların mahallî seçimlere erkekle eşit haklara sahip olarak katılmaları sağlanmıştır. 1933 yılında çıkan Köy Kanunu ile muhtar, 1934 yılında ise milletvekili seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında görevini fazlasıyla yapmış olan Türk kadını, ülke yönetimine de katılması doğru bir yaklaşım olmuştur.  Atatürk bir konuşmasında; "Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır." demiştir. Atatürk "Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır." sözü ile toplum hayatında kadının önemini belirtmiştir. Böylece, Türk kadını, modern Türk toplumunda lâyık olduğu yeri tam olarak almıştır. Atatürk bu hakları Türk kadınına tanırken kendisinin ve Cumhuriyetin kadınlardan beklentileri de dile getirmiştir. Nitekim veciz bir ifadesinde “ Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir." cümlelerine yer vermiştir.

Türk kadını, asırlardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk' ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Hayata geçirilen yeniliklerle Türk toplumunda kadın erkek eşitliği yolunda önemli adımlar atılmıştır. Türkiye'nin çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla ilerlemesinde ve kalkınmasında kadın erkek her ferdin katılımı sağlanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye'de kadınların bilim dünyası içinde var olmaları desteklenen bir olgu olmuştur. Kadınların yüksek eğitim görmesi, meslek sahibi olması, kamu alanına açılması ve bunu özellikle toplumda prestiji yüksek kabul edilen dallarda gerçekleştirmeleri daima önemsenmiştir.  Kadına dair her başarı Cumhuriyetin gücünü göstermiş, Türkiye'yi hak ettiği konuma getirmiştir.  Türk kadını geçmişinde olduğu gibi cumhuriyet döneminde de başarısından hep söz ettirmiş ve ülkemizi hak ettiği çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmasını bilmiştir. Birçok alanda rüştünü başarısıyla ispat eden çağdaş Türk kadınlarının isimleri Cumhuriyet tarihimizde onurla listelenmiştir.

Türk kadını, Atatürk'ün kendisine olan güvenine lâyık olmak için kendisine sunulan haklarını sonuna kadar kullanmaya,  Atatürk'ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini O'nun istediği gibi ilelebet yaşatmaya ve geleceğe güvenle bakabilmek için,  aynı kararlık ve azimle çalışmaya devam edecektir. Türk kadını sosyal, siyasal ve kültürel her alana doğrudan katılarak çağdaş düşünecek, çağdaş hareket edecektir. Yaşam mücadelesinde erkekle birlikte ve beraberce ülke kalkınması için, çağı yaşayabilmesi için mücadelesinden vazgeçmeyecek bu doğrultuda geçmişinde olduğu gibi geleceğinde de oldukça önemli adımlar atmaya devam edecektir.

______________________________________________

*İbrahim ŞAŞMA - Karaman

NOT: Bu makale, 2011 yılında açtığımız, " TÜRK DÜNYASINDA KADIN HAKLARI " Yarışmamıza katılmıştır. Yarışmaya yeterli sayıda katılım olmadığından, yarışma İPTAL edilmiştir. Yarışma koşulları gereği yazarın izni ile sitemizde yayımlanmaktadır. Diğer makalelerde burada sırası gelince yer verilecektir. www.altinmiras.com  ve yazar adı kaynak gösteririlerek alıntı yapılabilir.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
5970 kez okundu

Yorumlar

nene hatun     01/01/2013 16:50

yyaaaaaa çok uzunn be brz ksa yzsydnz ndir bu bee bnu yzana kdr ömrüm bitr
Misafir -

     23/12/2012 17:47

çok uzun ama olsun çok güzel bir makale
Misafir -

Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.83695.8603
Euro6.54196.5681