Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 3°
SENİ ÖZLEDİM “TAŞKENT”- Ekrem Hayri PEKER*

Seni seviyorum Taşkent.İçinde tekneler dolaşmasa da, deniz kenarında olmasan da seni seviyorum. Bir kenti yazmak için sevmek gerekiyor diye düşünüyorum. Aksi takdirde yazılan sadece gezilecek yer listesi oluyor. Taşkent havaalanından çıkıp beni bekleyen arabaya doğru baktığımda  “ Aa aynen Esenboğa Havaalanı girişi” dedim. Ve o sıcaklık bana dört buçuk saatlik uçak yolculuğu üzerine 1.5 saat süren gümrük işlemlerinin yorgunluğunu unutturdu. Hayallerim gerçekleşmiş ve Ortaasya’nın merkezine gelmiştim. Havaalanından ayrılıp sabahın ilk saatlerinde kentin geniş ve tenha caddelerini dolaşarak gideceğimiz ilçeye yol aldık. Sakin trafik beni şaşırtmıştı. Yollar geniş ve araçlar azdı. Aralık ayının ortasındaydık ve kentin ana caddelerinde sıralanmış çınarlar yapraksızdı. Çalışacağım fabrika ve evin bulunduğu “Çırçık” yolunun ilk beş kilometresi çınarlar arasında uzanıyordu. Dört-beş aracın rahatça geçebileceği genişlikteki bu yol bahar ve yaz mevsimlerinde çınarların gölgesinde kalıyordu. Yolun iki tarafındaki çınarların yaprakları birbirine değiyordu.

İlk gidişimde dört ay kalabildim Özbekistan’da. İlk haftalar geçer geçmez soluğu Taşkent’te almaya başladım. Ünlü “Broadway” caddesinde yer alan bir gazete/kitap büfesinden İngilizce bir şehir haritası aldım. Artık şehir ellerimdeydi. Önce Broadway caddesinden başlayayım. Bir Türk firmasının kurup işlettiği Demir kafe, market, lokanta kompleksinin ve Rus Dram Tiyatrosu’nun bulunduğu “Atatürk” caddesinden sanatçılar parkına giderken sağa döndüğünüzde Emir Timur’un heykelinin bulunduğu parka ve müzeye uzanan caddeye yani  “Broadway” caddesine adım atmış olursunuz. Caddenin her iki tarafında kafeler, değişik ülke lokantaları, panayırlarda rastladığımız tüfekle hedef vurma tezgahları, yumruk salladığımız boks torbaları, telefoncular.Kısacası aradığınız her şey vardı,hatta üstsüz dans kulübü bile.

Bir çocuğun yavaş yavaş çekingen adım atması gibi başladım şehri tanımaya. Önce metroyu kullanmayı öğrendim. Çırçık’tan geldiğimde minübüsümüz son durağı olan Maksim Gorki semtinden metroya binip üç durak sonrası –durak Özbek dilinde aptal anlamına geliyor- Emir Timur istasyonunda inmeyi öğrendim. Çok sevdiğim Maksim Gorki’den başlayan metro sırasıyla Puşkin –heykelini gördüm- Dahran istasyonlarından geçiyor, sonra şehir merkezine, Emir Timur parkına ulaşıyorsunuz.. Demir kafe-marketten başka Türklerin gittiği Ankara kafe, İstanbul kafe burada. Sonra Atatürk caddesinin bitimindeki Som semtinde de Kapadokya isimli bir kafe-restoran açıldı. Cıvıl cıvıl Broadway caddesinin sonunda üniversitenin binaları yer alıyor. 1865’de şehri ele geçiren Ruslar 25 yıl sonra 1890 şehirde bölgenin ilk üniversitesini kurmuşlar. Caddenin karşısındaki parka giriyorum. Asırlık çınarların gölgesinde atının üzerinde rüzgarla uçuşan harmaniyesiyle Emir Timur sanki yeni bir sefere çıkacak gibi duruyordu. Heykeli Bursa’daki Yıdırım Beyazıt heykeliyle karşılaştırmadan edemedim. Beyazıt bu heykeli görebilseydi sanırım bunda da yenildim diye kahrolurdu. Daha sonra şunu fark ettim parkın bulunduğu meydana açılan altı caddeden Emir Timur’un heykeli görülüyordu.

Bir hafta sonu milli kıyafetler almak için çarşu’ya – burada çarşılara çarsu deniyor- gittim. Yanındaki tarihi medreseyi gezemedim. Medresenin yanına yeni bir cami yapmışlar. Buradaki yeni camilerde minare yok. Metroda aktarma yaparak çarşuya ulaştım. Milli kıyafet satan dükkanları dolaştım. Kızıma ve oğluma birer kaftan aldım. Bayanların kaftanları kısa kollu oluyor. Ayrıca kızıma ve bir kaç yakınıma bayanların giydiği “doppi” denen feslerden, oğluma Özbek hanlarının giydiği kavuklardan aldım.

Sonraki hafta sonu Özbekistan Milli Müze’sini gezdim. İçinde Prehistorik çağlardan günümüze uzanan tarihi eserler vardı. Müzede Yılın 10-11 ayı karlarla kaplı binlerce kaya resminin bulunduğu Saymalıtaş bölgesinden gelen kaya resimleri, eski medeniyetlerden kalma yüzlerce eser sergileniyordu.

Dünyanın en yüksek dokuzuncu TV kulesinin Taşkent’te bulunduğunu biliyor muydunuz? Çıkabildiğim kadar yükseğe çıkıp kenti seyrettim.Bir de hava puslu olmasaydı.TV kulesinin hemen yanında bir Türk firmasının yaptığı su kaydırağı vardı. TV kulesinin karşısındaki parkın adı “Hatıralar” idi. Burası iç savaş ve Stalin’in temizlik dönemlerinde milliyetçi komünistlerin kurşuna dizildiği yermiş. 

Emir Timur’un heykelinin bulunduğu parkın hemen karşısına Özbekistan’ın bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra büyük bir müze yapılmış. .Müzenin çatısı o bölgede çok kullanılan ve dilimi andıran çatı tipi seçilmiş. Emir Timur Özbeklerin ulusal kahramanı olmasına rağmen Sovyet döneminde hep kötülenmiş. Müzede yaşamı, ardılları ve o çağ hakkında bilgiler vardı. Sergilenen en önemli eser Emir Timur’un Bağdat’tan getirdiği üçüncü halife Osman’ın hazırlattığı Kur’an’dı.

Sonrası dikkatsizlik nedeniyle zatürree olmam, uzayan tedavi sebebiyle Türkiye’ye dönüş. Dokuz ay sonra tekrar döndüm ve kente yerleştim. Hemen hemen her tarafını dolaştım. Şimdiki Taşkent yeni bir kent. Eski şehir kente yaklaşık 10 kilometre mesafede. Eski kentte birkaç yıkık sur kalıntısından başka bir şey kalmamış. Yeni Taşkent’te bir kaç eski medrese ve cami var gerisi depremlerde yerle bir olmuş. Taşkent M.Ö. birinci veya ikinci yüzyıllarda kurulmuş. Kente sırasıyla Cac, Cackent, Şaşkent, Binkent ve11.yüzyılda Taşkent ismi verilmiş. Sekizinci yüzyılda Arapların istila ettiği kent 13.yüzyılda Moğolların eline geçmiş. Harzemşahların son hükümdarı ve tarihin yetiştirdiği en büyük cengaverlerinden biri olan Celaleddin Mengüberdi’nin direnişi Moğol istilasını önlemeye yetmemiş.1865’de şiddetli şavaşlardan sonra Rusların eline geçmiş. 1918 yılında Türkistan Sovyet Cumhuriyetinin başkenti olmuş. 1924’de Özbekistan’ın başkenti olmuş.

En son 1966 da büyük bir deprem yaşanmış. Binlerce bina yıkılmış, binlerce kişi ölmüş. Küllerinden doğan “foenix” kuşu gibi tekrar yükselmiş Taşkent ileri görüşlü yöneticilere sahipmiş. Metronun temeli depremden sonra atılmış. Müstakillikten sonra iki hat daha ilave edilmiş. Metro kentin her tarafına uzanıyor. Taşkent toplu taşımacılık için örnek bir kent. Metro, hafif raylı sistem, otobüsler, 1980’lere kadar İstanbul’da çalışan ve elektrik kesilmeleri nedeniyle seferden kaldırdığımız troleybüsler mevcut. Seyrek de olsa bazı noktalara ulaşan minibüsler de var. İnşallah bizim kentlere benzemez.

Gündüz gezilecek neresi kaldı derseniz size Taşkent Galerisi’ni ve Milli Galeri’yi önerebilirim. Taşkent Galerisi’nin fuayesinde Çarlık Rusyası’ndan kalma resimler var. Bu resimlerin birinde son Buhara Hanı Alimkuli Han’ın capcanlı görüntüsünü bulursunuz. Galeride her ay caz konseri veriliyor. Milli Galeri’de çok sevdiğim Kondjisky’nin resimlerini karşımda görünce ne kadar mutlu olduğumu tahmin edemezsiniz. Galerinin iki katı etnografya müzesine dönüştürülmüş. Buradaki bazı eşyaların benzerlerini Bursa’da Muradiye’deki Uluumay müzesinde görmüştüm.

Bu kentin geceleri bir başka güzeldir. Sinemalar, tiyatrolar, operalar, konserler Avrupa’da olduğu gibi erken biter. Opera binası‘.Dünya Savaşı sırasında Japon esirlere yaptırılmış. Opera ve bale seyretmeye olan hasretimi burada giderdim. Çaykovski baleleri, Haçaturyan’ın Spartaküs balesi, birbirinden güzel İtalyan ve Fransız operaları ve unutulmaz Faust.

Yazın “fantam” adı verilen fıskiyeli havuzların kenarında serinlersiniz. Gece yarısına doğru diskoların ışıkları yanmaya başlar. Fantamdaki kafedeki gece işçileri görev yerlerine yönelirler. Diplomat, Tata, Bakara, Julianna ışıklarını yakar. Hintliler, Afganlar, Amerikalı zenciler, Türkler... Her çeşit millet gecelere akar. Diskolarda Tarkan, Mustafa Sandal, Serdar Ortaç çalar. Son zamanlarda  “Ağrı Dağının Eteğinde” gözdeydi. Yanınızdan geçen bir taksiden, minibüsten İbrahim Tatlıses’in sesini duyarsanız şaşırmayın.

Yaz geldiği zaman otel havuzları sizi çağırır. Daha geniş bir yerde yüzeyim derseniz iki seçeneğiniz var. Şehrin çıkışındaki gölet ve Çimgan dağı eteklerinde yer alan göl. Gölün kıyısında kimi yüzme havuzlu evler, oteller hizmetinizdedir. Kayağa meraklıysanız yaklaşık 50-60 kilometre uzaktaki Çimgan dağına gidersiniz. Buradaki tesisler Türkiye’deki gibi değilse de idare eder.

Dağa çıkan aracınız yolda kalırsa üzülmeyin; atlarıyla bekleyen sürücüler gelir. Ata bağlı ipi aracınıza takar ve atıyla çekerek sizi kurtarır.

Taşkent yaşanabilecek bir kent. Geniş bulvarların etrafında semtine göre büyüklüğü değişen çok katlı yapıların arasındaki boş alanlar parka dönüştürülmüş. Asırlık ağaçların altında çocuklar oynarken yaşlılar kameriyelerde sohbet ederler. Buradaki evlerde kuş sesleriyle uyanabilirsiniz. Kuşların tek düşmanı Afgan kargaları.Yanlış okumadınız, savaştan kaçan Afgan kargaları buraları yurt edinmiş, diğer kuşların yumurtalarını yiyip yavrularını öldürüyor.

Milletler topluluğudur Taşkent. Seksen çeşit millet yaşar bu kentte. Özbeklerin dışında Ruslar, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar, Tatarlar (Kırım, Kazan, Ufa),Kafkas halkları, çevredeki Türk halkları, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra buraya sürülen Almanlar, Ahıska Türkleri ve Batumlu Lazlar. Evet yanlış duymadınız, hala geleneklerini muhafaza eden ,Türkçe konuşan bir kaç Laz köyü de var.Kore Savaşı sırasında yerlerinden edilen binlerce Koreliyi Özbekistan’a yerleştirmişler. Bugün sayıları 500.000’e ulaşan Koreli Özbekistan’da yaşıyor. Mirabad pazarına yakın soğan kubbeli kilise depremden sonra yapılmış. Ziyarete gittiğimde içinde dua eden, yerlere kapanıp ibadet edenleri elindeki zincire bağlı yuvarlak çıngırağı sallayarak kutsuyordu. Katedral benzeri büyük kilise Protestan inançlılara hizmet veriyormuş. Küçük bir kilisede Katolikler için yaptırılmış. Ruslar kiliselerine Tsarkof, Özbekler Çarkof diyorlar. Yani çara ait.17.yüzyılda Rus Kilisesi özgürlüğünü yitirip Rus Çarlarına bağlanmış, bu deyim o zamandan kalma sanırım.

Gelelim yemeğe. Taşkent’te size hizmet verecek 5-6 Türk lokantası var. Bunlardan başka uluslararası diyebileceğimiz pizza ve hamburgerciler mevcut. Sokakları dolaşırken gördüğünüz “EVKAD” tabelalarına bakıp amma da avukat varmış demeyin. Lokantaların Özbek dilindeki adı bu. Yerel yemekleri sunan kaliteli Özbek lokantalarında  “milli taam”ların tadına bakın. Tavsiyelerim şaşlık, mantı, etli şorvalar. Mantıları bizim gibi değil. Üç tanesi tabağı dolduruyor. Şaşlıklarına bakmadan sipariş vermeyen, neredeyse iki kişiyi doyuracak Kafkas şaşlıkları önünüze gelebilir. Taşkent paternini yemeden dönmeyin. Patern bizim pideleri atası, farklı çeşidi. Samsa yemeyi ihmal etmeyin. Samsa içine et, kabak, patates konup fırında pişirilen bir tür poğaça Garson size ne içersiniz dediğinde yeşil veya siyah çay getir diyebilirsiniz. Burada yemekte su yerine çay tercih ediliyor. Rastlayacağınız büfe ve marketlerde Türk malı çikolata, gofret, bisküvi gördüğünüzde şaşırmayın. Türkiye’de yetişen bütün meyve sebzeyi Taşkent’te bulabilirsiniz. Sadece çorbalara  “kinza” koydurmayın diyeceğim. Maydanoza benzeyen değişik aromalı bu bitki ağız tadınızı bozabilir.”Ni kinza” veya “kinza kerekmez” demeniz yeterli.

Pazar yerlerindeki “HOCALIK MALLARI” yazan dükkanlara belki ilginizi çekebilir. Nedir derseniz burada başta mutfak eşyaları olmak üzere ev eşyaları satılmakta. Hocada burada koca demek. Evleneceklere geren eşyalar burada satılıyor demek.

Bursa’dan geldiyseniz bazen metroda, bazen bir gazetede yer alan reklamın altındaki adres sizi şaşırtabilir.”Keles” ismini görünce şaşıracaksınız. Bursa’nın dağ ilçesi Keles’i kuranlar bu yöreden gelmişler, geldikleri yere de eski yurtları Keles ismini vermişler.

Seni özledim Taşkent, seni seviyorum. 

__________________________________________________________________

*Kimya mühendisi Ekrem Hayri PEKER (ekrempeker@gmail.com) -2007

NOT:  www.altinmiras.com  kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3824 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Saat
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.83695.8603
Euro6.54196.5681